İçeriğe geç
  • Dolar 49,3939 ▲ %0,03
  • Euro 55,1454 ▼ %0,36
  • Sterlin 65,2019 ▼ %0,46
  • Gram Altın 6.512,72 ▼ %1,42
  • Çeyrek Altın 10.638,21 ▼ %1,39
  • Gümüş 88,35 ▼ %5,99
  • Bitcoin 4.041.568 ▼ %1,65
  • BIST 100 12.118,29 ▼ %1,08

Gündem

Ufuk Karcı yazdı: İktidarın yanılmazlık vehmi ve sandığın hikmeti ekseninde bir Davutoğlu gerçeği

Ufuk Karcı, Davutoğlu'nun uyarıları üzerinden iktidarın yanılmazlık algısını, seçim sonuçlarını ve siyasi muhasebe ihtiyacını tartışıyor. Ufuk Karcı yazdı: İktidarın yanılmazlık vehmi ve sandığın hikmeti ekseninde bir Davutoğlu gerçeği Medyascope

Mutlak iktidarların en büyük yanılgısı, toplumun kendi icraatlarını sorgulamayacağına ve kendilerine yönelen sosyolojik desteğin hiçbir kırılma yaşamadan varlığını sürdüreceğine inanmalarıdır. Bu yanılgı, zamanla siyasi bir özgüven olmaktan çıkarak kibirle beslenen bir yanılmazlık vehmine dönüşür. İktidar sahipleri, kazandıkları her seçimi kendi iradelerinin mutlak tasdiki olarak yorumlamaya başladıklarında, toplumsal değişimin işaretlerini görme kabiliyetlerini de yavaş yavaş kaybederler.

Esasında kibirle sarmalanmış bu hayali güven duygusu, Türkiye'de son yıllarda iki kez ağır yara aldı. Ancak 2018 ve 2023 genel seçimlerinde elde edilen başarılar, iktidar çevrelerinde bu duygunun yeniden güçlenmesine ve toplumda yaşanan gerçek kopuşların görünmez hâle gelmesine sebep olan bir illüzyon yarattı.

Türkiye gibi siyasi aidiyetlerin büyük ölçüde karizmatik liderler etrafında şekillendiği toplumlarda, liderin şahsına yönelen destek ile siyasi kadrolara, yönetim anlayışına ve kurumsal işleyişe duyulan güven her zaman aynı istikamette ilerlemez. Ne var ki iktidar elitleri çoğu zaman bu ayrımı yapmayı reddeder. Liderin toplumsal karşılığını kendi siyasi meşruiyetlerinin değişmez teminatı olarak görürler.

2018 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ardından ortaya çıkan tablo, bunun çarpıcı bir örneğiydi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın seçimi ilk turda kazanması, iktidar çevrelerinde tartışmasız bir zafer olarak değerlendirildi. Muhalefetin kendi içinden yükselen "Adam kazandı" ifadesi ise bu mutlak üstünlük algısının âdeta sembolüne dönüştü.

Oysa yalnızca bir yıl sonra gerçekleştirilen 2019 yerel seçimleri, iktidarın toplumsal desteğe ilişkin varsayımlarını ciddi biçimde sarstı. İstanbul ve Ankara başta olmak üzere Türkiye'nin önemli büyükşehirlerinde yaşanan kayıplar, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde elde edilen desteğin yerel yönetimlerdeki siyasi kadrolara sınırsız bir güven anlamına gelmediğini açıkça gösterdi.

Üstelik bu sonuçlar, iktidarın kendi içerisinden yıllar önce yükselen uyarıların ardından gelmişti. Henüz 2015 yılının kasım ayında, genel seçimlerde yüzde 49,5 oy oranıyla AK Parti'yi yeniden tek başına iktidara taşıyan dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu, siyasi hareketin kuruluş ilkelerinden uzaklaşma tehlikesine dikkat çekmişti. Davutoğlu'nun üzerinde durduğu mesele yalnızca siyasi başarıların sürdürülebilirliği değildi. Siyasetin ahlaki zeminini aşındıran çıkar ilişkileri, kurumsal işleyişin kişiselleşmesi, istişare mekanizmalarının zayıflaması ve kamu gücünün denetlenebilirliğini kaybetmesi, onun uyarılarının temelini oluşturuyordu.

2016 yılında Başbakanlıktan ayrılmasının ardından da bu eleştirilerini farklı vesilelerle sürdürdü. 2019 yılında ise AK Parti'den ayrılarak yeni bir siyasi hareketin kuruluşuna yöneldi.

Kendisinin yıllar önce işaret ettiği yapısal sorunların seçim sonuçlarına yansıması, 2019 yerel seçimlerini yalnızca bir iktidar kaybı olmaktan çıkarıp daha geniş bir siyasi muhasebenin konusu hâline getirdi.

Bu dönemde muhalefet cephesinde ise farklı bir açmaz yaşanıyordu. Türkiye'nin demokratik kurumlarını yeniden güçlendirme, hukuk devletini tahkim etme ve yönetimde kurumsal aklı hâkim kılma iddiasındaki siyasi hareketler, ortak bir değişim iradesi etrafında buluşma arayışına girmişti. Ancak aynı sorunlara benzer çözümler öneren yapıların ayrı ayrı siyasi teşekküller hâlinde ortaya çıkması, zaten parçalı olan muhalefetin daha da karmaşık bir görünüm kazanmasına neden oldu.

Ancak 2023 seçimlerine giden süreçte muhalefetin geniş bir ittifak oluşturmayı başarması, kendi içindeki siyasi ve toplumsal farklılıkları bütünüyle aşabildiği anlamına gelmiyordu. Görünürde birlik sağlanmıştı; fakat ortak bir yönetim perspektifinin seçmen nezdinde yeterince güven verici biçimde ortaya konulup konulamadığı tartışmalıydı.

Nitekim 2023 seçimleri, muhalefetin değişim talebini iktidar alternatifi olabilecek güçlü bir güven ilişkisine dönüştürmekte zorlandığını gösterdi. İktidar bloğu ise bütün iç gerilimlerine rağmen siyasi bütünlüğünü koruyarak seçimlerden galip çıktı.

Böylece 2019 yılında sarsılan yanılmazlık algısı, 2023 seçimlerinin ardından yeniden güç kazandı. İktidar çevrelerinde genel seçim zaferi, yalnızca Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın şahsına yönelen desteğin değil, mevcut yönetim anlayışının bütün unsurlarıyla toplum tarafından onaylandığının kanıtı gibi yorumlandı.

Oysa bir yıl sonra yapılacak 2024 yerel seçimleri, bu değerlendirmenin ne kadar eksik olduğunu gösterecekti. Cumhuriyet tarihinde uzun yıllar boyunca seçim başarılarıyla anılan AK Parti, 2024 yerel seçimlerinde kuruluşundan itibaren ilk kez ülke genelinde oy oranı bakımından ikinci parti konumuna geriledi.

İstanbul ve Ankara'daki kayıpların telafi edilememesinin ötesinde, Bursa ve Adıyaman gibi sembolik öneme sahip şehirlerde de iktidarın el değiştirmesi, yaşananın yalnızca yerel aday tercihleriyle açıklanamayacak kadar geniş bir toplumsal karşılığı bulunduğunu ortaya koydu.

Ancak 31 Mart seçimlerinin ortaya çıkardığı bu tabloyu değerlendirirken, bizzat şahit olduğum bir görüşmeyi aktarmadan geçemeyeceğim. 2024 yerel seçimlerine yaklaşık bir ay kalmıştı.

O gün Ahmet Davutoğlu'nun yanındaydım. Havaalanında, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yakın çevresinde bulunan ve iktidar mekanizmasında önemli bir konuma sahip bir isimle karşılaştık.

Ayaküstü başlayan sohbet, kısa süre içerisinde yaklaşan yerel seçimlere geldi.

Sayın Davutoğlu'nun söylediklerini bugün hâlâ bütün açıklığıyla hatırlıyorum. Yıllarca kuruluşunda ve yönetiminde sorumluluk üstlendiği siyasi hareketin gidişatına ilişkin değerlendirmelerini, karşısındaki isme hiçbir tereddüde yer bırakmayacak açıklıkta ifade etti:

"Bakın, yanlış yoldasınız. Şu anda sandık öyle bir geliyor ki, bir kere İstanbul ve Ankara'yı unutun. Bursa kesin olarak gitti. Doğu'da ise ciddi bir hayal kırıklığı seziyorum." Muhatabı, kendisine duyduğu hürmeti de koruyarak kısa bir cevap verdi:

"O kadar da olmaz hocam."

O gün yalnızca birkaç cümleden ibaret olan bu konuşma, aradan geçen haftaların ardından çok daha derin bir anlam kazanacaktı.

31 Mart akşamı sandıklar açıldığında İstanbul ve Ankara'da iktidarın beklediği sonuç gelmedi. Bursa kaybedildi. Adıyaman'da yılların siyasi dengesi değişti.

Belki de yıllardır yaşanan siyasi ayrışmanın en yalın ifadesi, havaalanındaki o kısa konuşmada saklıydı. "Bakın, yanlış yoldasınız." "O kadar da olmaz hocam."

Aslında çok basit bir mantık. Türkiye'de iktidar elitleri, genel seçimlerle yerel seçimler arasındaki toplumsal duygu geçişlerini son yıllarda birbirine karıştırdı. İşte bu siyasi muhakeme eksikliği, iktidarın toplumla arasındaki mesafenin giderek büyümesine yol açtı. Dahası, siyasi gücün sağladığı imkânların zaman içerisinde bir hak ve imtiyaz olarak görülmesi, iktidarın kuruluş felsefesiyle arasındaki mesafeyi daha da derinleştirdi.

2014-2016 yılları arasında siyasi hareketin kuruluş ilkelerini kurumsal bir yapıya kavuşturma, istişare mekanizmalarını güçlendirme ve yönetimde ahlaki ölçüleri koruma çabası içerisinde olan dönemin başbakanının uyarıları, işte bu nedenle yalnızca kendi dönemine ilişkin değildi. O uyarılar, siyasi iktidarın uzun süre devam etmesi hâlinde karşı karşıya kalabileceği yapısal tehlikelere yönelikti. Davutoğlu'nun sonraki yıllarda sürdürdüğü siyasi mücadelede dikkat çektiği en önemli meselelerden biri de buydu: Bir siyasi hareketin meşruiyetini yalnızca kazandığı seçimlerden değil, kuruluşunda savunduğu değerlerle kurduğu ilişkinin sürekliliğinden alması gerektiği. Nitekim bu anlayış, onun siyasi söyleminde yalnızca demokratik kurumların korunmasıyla sınırlı kalmadı.

İktidarın kuruluşunda etkili olan insani, İslami ve ahlaki değerlerin zaman içerisinde siyasi çıkar ilişkilerinin gölgesinde kalmasına yönelik eleştirileri, daha derin bir vicdani sorgulamayı da beraberinde getirdi.

"Fe eyne tezhabûn?"

"Öyleyse nereye gidiyorsunuz?"

Tekvîr Suresi'nin bu çarpıcı hitabı, aslında Davutoğlu'nun yıllardır yönelttiği siyasi ve ahlaki sorgulamanın da özünü oluşturuyordu. Kuruluşunda adaleti, erdemi, istişareyi ve ahlaki sorumluluğu merkeze aldığını söyleyen bir siyasi hareket, zaman içerisinde bu değerlerden uzaklaşıyorsa, artık yalnızca seçim sonuçlarını değil, kendi varlık sebebini de sorgulamak zorundadır.

Üç neslin siyasi ve fikrî birikimiyle inşa edildiğini düşündüğü bir hareketin kuruluş değerlerine sahip çıkma çağrısı yapan Davutoğlu, bu değerlerin hiçbir siyasi kadronun şahsi mülkiyetinde olmadığını hatırlatmaya çalıştı. Ancak siyasal gücü kendi kişisel dokunulmazlıklarının teminatı olarak gören çevreler, yapılan uyarıları bir muhasebe fırsatı olarak değerlendirmek yerine çoğu zaman bir meydan okuma olarak algıladı.

Ahmet Davutoğlu, milletin kestiği faturanın ardındaki hikmeti hep anlattı. Bu anlatımı iktidara olduğu kadar bileşen diye tanımlanan muhalefet partilerine dönük yaptı. Ancak hikmeti sandığın rakamlarında değil, o rakamları ortaya çıkaran toplumsal vicdanda aramak gerektiğini kavrayamayanlara sesini duyuramadı.

Bugün gelinen noktada mesele, Ahmet Davutoğlu'nun geçmişte yaptığı uyarılarda ne ölçüde haklı çıktığı meselesi değildir. Asıl mesele, o uyarıları gerekli kılan siyasi ve ahlaki şartların ortadan kalkıp kalkmadığıdır. Zira kişilerin haklılığından daha önemli olan, hakikatin kendisidir.

Belki de bugün sorulması gereken soru, Ahmet Davutoğlu'nun neden dinlenmediği değildir. Asıl soru, defalarca yanıldıkları hâlde kendilerini hâlâ yanılmaz kabul edenlerin, milletin bir sonraki hükmünü anlayabilmek için daha kaç kez uyarılmaya ihtiyaç duyacaklarıdır.

Çünkü tarih, hakikati söyleyenleri susturanlardan çok, hakikati duyduğu hâlde gereğini yapmayanların hikâyeleriyle doludur.

Kaynak: Medyascope

Paylaş
Sıradaki haber yükleniyor…