İçeriğe geç
  • Dolar 49,3726 ▲ %0,12
  • Euro 55,2122 ▲ %0,24
  • Sterlin 65,3045 ▲ %0,16
  • Gram Altın 6.655,49 ▲ %0,64
  • Çeyrek Altın 10.785,56 • %0,00
  • Gümüş 96,16 ▲ %0,54
  • Bitcoin 4.117.669 ▼ %0,47
  • BIST 100 12.150,67 ▼ %0,94

Dünya

Fransa yalnız Fransa değildir

Fransa'dan tüm Avrupa'ya yayılan gençlik isyanı, sadece eğitim bütçesi kesintilerine değil, neoliberalizmin son temsilcilerinden Macron'a karşı da büyük bir öfkeyi yansıtıyor. İşçiler, göçmenler ve öğrencilerle birleşen bu radikal dalga sadece Fransa değil, tüm dünya için eşitlikçi bir toplumsal değişim umudu ve direniş dinamiği yaratıyor.

Fransa 1789 devriminden, 68 hareketine kadar Avrupa'daki sosyal ve politik mücadelelerin kutup yıldızı olmuştur. Bu durumu Yanis Varoufakis, "Fransa Avrupa'nın termostatıdır" metaforuyla açıklıyor. Yani toplumsal mücadelelerin hararetini ayarlayan ülke. Nitekim Fransa'daki öğrenci hareketinin yükselişi kısa sürede İspanya, Portekiz, Belçika, Almanya gibi diğer AB ülkelerinde de karşılık buldu. 

Gençlik haksızlıklara, eşitsizliklere, ayrımcılıklara bir karşılık beklemeden karşı çıkıldığı, insanların çıkarlarına göre değil de vicdanlarına göre davrandığı bir yaş dönemi olarak bilinir. Ancak bu kez gençler kendileri için de kaygılı. Gelişmiş ülkelerde de ebeveynlerinin kolay ulaştığı yaşam koşullarına dahi erişemeyecekleri korkusunu taşıyor, geleceğe umutla değil endişeyle bakıyorlar. Çünkü gündelik geçim sorunu, barınma olanaklarına erişim, kamu hizmetlerinin giderek zayıflaması gibi nedenlerle öğrencilik dönemlerinde de ciddi maddi sıkıntılar yaşıyorlar.

Teknolojinin gelişmesi, iletişim olanaklarının genişlemesiyle demokrasi, özgürlükler, insan hakları konularındaki ortak talepleri söz konusu olunca da kolaylıkla birbirleriyle etkileşim kuruyor, fiziken veya dijital ortamda bir araya gelebiliyor, oy tercihleriyle de seçim sonuçlarını etkileyebiliyorlar. Gençler sağ popülist, faşizme, otoriterliğe eğilimli reaksiyoner hareketlerde de önemli bir dinamik olarak yer alıyorlar. O nedenle son haftalarda Fransa'dan başlayıp diğer Avrupa ülkelerine de yayılan gençlik isyanının genel anlamda sola açık tınısı büyük anlam ve önem taşıyor. Gelecek için eşitlikçi bir toplumsal değişim umudunu güçlendiriyor.

Fransa'daki gençlik isyanının gelişimini ve ayrıntılarını BirGün'den ve diğer mecralardan zaten izliyorsunuz. Burada diğer ülkeler için de geçerli olabilecek 6 önemli dinamiği üzerinde yoğunlaşacağız. 

1) Tek bir gündeme sıkışmış olmaması: "Çok Kutuplu Dünyada Küresel Sol" kitabının editörü Dena Freeman, 21 Yüzyıl küresel solunun düşünce ve pratikte dört boyutlu bir mücadele vermesi, sınıf, emperyalizm, ekoloji ve demokrasi eksenlerinin hiçbirini ıskalamaması gerektiğini vurguluyor. 2010'lu yılların protesto hareketlerini incelediği makalesinde Paolo Gerbaudo da toplumun çoğunluğunu kucaklamayan tek talepli hareketlerin kolaylıkla sönümlendiğini söylüyor. Wall Street'i işgal eylemlerinde öne çıkan %1'e karşı %99 gibi kapsayıcı anlayışların üzerinde duruyor. Ulusaldan yükselen, karşı kültürel kahramanlığa değil de ancak sağduyuya, ortalama yurttaşa seslenebilen çıkışların kalıcı olabileceğini öne sürüyor. Bu anlamda Fransa'da daha çok göçmenlerin, Afrikalıların feryadını yansıtan banliyö ayaklanmaları, taşranın metropollere tepkisini yansıtan Sarı Yelekliler gibi nceki hareketler kalıcı olmadan sönümlenmişti. 2026'daki öğrenci hareketi ise "eğitim bir ayrıcalık değil haktır" sloganından yola çıkarak, eğitim koşullarındaki bozulmaya odaklanıyor. Hem öğretmenlerinin o kanalla kamu çalışanlarının hem de ebeveynlerinin doğrudan desteğini alıyor. Büyük şehirle-taşrayı, beyaz Fransızlarla-göçmenleri, özel okul-kamusal okul zıtlığıyla sınıfsal temelde öğrencilerle işçileri birleştiriyor. Freeman'ın altını çizdiği her bir ekseni kapsama potansiyeli taşıyor

2) Karşısında neoliberalizmin açık savunucusu Macron'un bulunması: Dünyada düşüşe geçen, ideolojik cazibesini yitiren kapitalist küreselleşmenin-neoliberal ekonomi politikalarının Batı dünyasında doğrudan savunucusu iktidar neredeyse kalmadı. ABD başkanı Trump bile özünde büyük şirketlerin; fosil yakıtlar, teknoloji ve silah sanayilerinin temsilcisi de olsa, küreselleşmeci politikaları reddeden bir söylem tutturuyor. Emmanuel Macron'un ise; Bruno Amable ve Stefano Palombarini'nin Verso'dan yayımlanan kitaplarının başlığında   "Son Neoliberal" diye nitelendirilmesi boşuna değil. Gerçekten 80'lerden beri egemenliğini sürdüren neoliberal reçetenin, kayda değer ekonomiler içerisinde Macron'dan başka fütursuz savunucusunu bulmak zor. Bu bağlamda öğrencilerin taleplerinin kısmi olarak da olsa kabulü, dünya çapında neoliberalizmin gerileme sürecinde sembolik bir anlam da taşıyacak.

3) Hareketin sol bir içerik taşıması: Fransız solu çok dağınık, kendi içinde sorunlu, dar tartışmalara sıkışmış parçalı bir görüntü veriyor. Cumhurbaşkanlığı seçimi için iddialı bir konumda bulunmasına karşın, Boyun Eğmeyenler Hareketi lideri Jean-Luc Melenchon'un etrafında bir uzlaşma da sağlanmış değil. Ama gençlik hareketi Sosyalist Parti dâhil tüm Fransa solunun desteğini almış bulunuyor. Zaman zaman mavi yakalı işçiler başta gelmek üzere emekçi kesimlerin aklını çelen, günlük şikâyetler üzerinden kitleselliğini artıran Fransız sağının bu radikal dalga karşısında güvenlikçi, asayişçi kimliği öne çıkıyor. Hükümet ve başta Marine Le Pen'in Ulusal Birlik Partisi gelmek üzere tüm sağ, Melenchon'u siyasi çıkar için gençleri manipüle etmekle suçluyor. Gençlik hareketinin meşruiyetinin artması, başkanlık seçimlerini de etkileyebilecek, sol adına önemli bir başarı hikâyesi yazılmasına kadar uzanabilecek bir potansiyel taşıyor. 

4) Burjuva demokrasisi iddiasının sarsılması: Batı kapitalizminde burjuva demokrasisinin, gösteri ve toplantı özgürlüğünün peşinen sarsılmaz, doğal bir hak kabul edilmesi varsayımı özellikle Filistin yanlısı gösterilerin bata ABD ve Birleşik Krallık gelmek üzere engellenmesi, aktivistlerin karalanması ile iyice sarsılmıştı. Şimdi de Fransa'da polislerin orantısız güç kullanması, işi el bombası atmaya kadar vardırması, binlerce öğrenciyi gözaltına almasıyla bu imaj iyice zedelendi. Kapitalizmin hayati çıkarları söz konusu olduğunda ne kadar sert ve acımasız yöntemlere başvurabildiği, özgürlükçülük iddiasını kolaylıkla rafa kaldırılabildiği gerçeği ortaya çıktı. 

5) Hareketin geniş bir ufka sahip olması: Gençlerin Gazze'deki Filistinlilere desteği hem Fransa'daki Müslümanlarla bağlarını güçlendiriyor, hem de uluslararası bir etki kazanmasını kolaylaştırıyor. YZ firmalarını "Fişi Çek" sloganıyla protesto etmeleri de konu tüm dünyanın gündeminde olduğu için evrensel bir boyut taşıyor. Bütün ekonomik ve sosyal sorunların iklim değişikliğiyle ilişkili olduğu yaklaşımının egemen olması da hareketin ekolojik duyarlığını yansıtıyor. 

6) Silahlanma harcamalarının bütçeyi teslim alması: Bilindiği gibi Fransa gençlik hareketinin çıkış noktası, eğitim bütçesindeki kesintilerdi. 2025 NATO zirvesinde her üyenin GSYH'nin %5'ini en az %3.5'i doğrudan askeri harcama olmak üzere savunmaya ayırması öngörülmüştü. Bu 4 trilyon dolar kamu borcu olan, artan risk algısı nedeniyle tahvillerinin faizi de giderek yükselen Fransız kamu bütçesi üzerinde büyük baskı oluşturuyor. 2027'de de askeri harcamaların 7.2 milyar dolar artırılması planlanıyor. Avrupa'da Rusya fobisi yaygınlaşırken, okulları, hastaneleri, yollara dökülen ülkelerin, savunmalarının da ne ölçüde güçlü olabileceği de şüpheli hale geliyor. Gençlerin bütçe üzerinde yoğunlaşmaları,  NATO ve askeri harcamalar konusunda daha duyarlı hale gelmeleri, anti-emperyalist çizgilerini sağlamlaştırmaları potansiyelini taşıyor.

İnsanın içinden bir kez daha Gramşi'nin "aklın kötümserliği iradenin iyimserliği" sözüne sığınmak, Fransız gençlik hareketinin ülkeyi aşan uluslararası etkileri olmasını umut etmek geliyor. Hele kendi ülkemizde de umuda, gençlerin adalet duygusunun harekete geçmesine çok gereksinim duyduğumuz bir dönemde…

Kaynak: Birgun

Paylaş
Sıradaki haber yükleniyor…